Enflasyon Nedir? Türkiye’de nasıl işler?

Dünya arama motoru lideri Google.com ‘da danıştığımızda karşımıza ilk çıkan açıklama olarak; “Dolanımda bulunan para miktarıyla, malların ve satın alınabilir hizmetlerin toplamı arasındaki açığın büyümesi nedeniyle ortaya çıkan ve fiyatların toptan yükselişi, para değerinin düşmesi biçiminde kendini gösteren ekonomik ve parasal süreç” yer alıyor. Halk ağzı ile de “Yaşam Pahalılığı” da denilebilir diye de ekliyor.

Değerlendirme: Deniz İşisağ

Peki ya bu açıklama “Enflasyon” kelimesini öğrenmeye yeterli midir? Öyle ya; yeterli olsa herkes bilir, Türkiye’de yaşanılan ekonomik daralmanın etkisinin neyden kaynaklandığını kavrayabilir ve sosyo kültürel manada ona göre önlem alabilirdi…

Enflasyon oranlarının belirlenmesinde en büyük faktörü “Gıda” sektörü belirlemektedir. Hane halkının evinde en çok kullandığı gıda ürünlerine gelen zamlar enflasyonun ivmesini yukarıya çeker ve arada büyük farklar oluşmasına neden olur

Malesef kavramların sahipleri; kavramla ilgilenmek yerine kavram hakkında kendi kesimine ait yetkiliden yapılan açıklamaya inanmayı tercih ediyor. Şimdi sizinle bir yandan “Enflasyon”u incelerken diğer yandan da Türk ekonomisinin kanayan yarası haline gelen bu terimin yansımalarını inceleyelim. Türkiye İstatistik Kurumu (TUİK) tarafından 2017 yılında açıklanan “Enflasyon” oranı yıllık bazda 11,92 oranıyla son 6 yılın rekorunu kırarak çift haneye ulaşmıştı. Türkiye’de enflasyon oranları yıllara göre;

  • 2010 yılında enflasyon oranı 6,4
  • 2011 yılında enflasyon oranı 10,45
  • 2012 yılında enflasyon oranı 6,16
  • 2013 yılında enflasyon oranı 7,4
  • 2014 yılında enflasyon oranı 8,17
  • 2015 yılında enflasyon oranı 8,81
  • 2016 yılında enflasyon oranı 8,53
  • 2017 yılında enflasyon oranı 11,92
  • 2018 yılında enflasyon oranı 20,30

Evet bu saydığımız rakamlar bir günde gerçekleşmedi. Her yıl bir kötüye gidişin habercisi niteliğindedir. 2018 yılında açıklanan enflasyon oranı 20,30 olması ayrıca bir tartışma konusu olarak karşımıza çıkıyor. İktidara yakın kanallar bu rakamı açıklarken bağımsız ekonomist çevreler ise 2018 yılı için hissedilen enflasyon oranının yüzde 40’lara yakın olduğu görüşünde birleşmektedir. Enflasyon rakamlar dijital rakamlardan ibaret değildir. Bu rakamlar halkın içerisinde bulunduğu ekonomik durumu, işsizlik oranı ve alım gücüne bağlı yaşanan tablolarla ortaya çıkar. Enflasyonu belirleyen birinci ürün kalemi şüphesiz ” Gıda ve alkolsüz içecekler ” olarak söyleyebiliriz. Hane halklarının hayatını idame ettirebilmeleri ve varlıklarını sürdürebilmeleri için gıda ve içecekleri oldukça önemlidir. Diğer kalemleri ise şöyle sıralayabiliriz ve 2018 yılında açıklanan enflasyon oranında gösterilen yüzde 20,30’luk payın dilimlerini listeleyebiliriz:

  1. Gıda ve alkolsüz içecekler 23,03
  2. Ulaştırma 17,47
  3. Konut 14,85
  4. Ev eşyası 7,66
  5. Lokanta ve oteller 7,27
  6. Giyim ve ayakkabı 7,21
  7. Alkollü içecekler ve tütün 5,14
  8. Çeşitli mal ve hizmetler 4,76
  9. Haberleşme 3,91
  10. Eğlence ve kültür 3,39
  11. Eğitim 2,67
  12. Sağlık 2,64

İşte bu tabloda görüldüğü üzre; Türk hane halkı artık bu gıdaları tabloda görünen yüzdelik dilimlerdeki farkı hayatlarında hissedecekler. Gelen bu yüzdelik zamlar alım gücünü doğrudan etkileyerek ekonomik daralmanın fitili ateşlenecektir. Halk psikolojisi bozulmasının ilk ayağı olan ekonomi uzmanları tedirgin ederken sanayici ve tarım/hayvancılık gibi sektör temsilcilerini de düşündürmeye çoktan başladı.

Tüketicilerin gıda ürünlerine yaklaşamaması sadece onları değil, tezgahta ürünlerini satmaya çalışan esnafı da doğrudan etkilemektedir. Bu zincir halkası ekimi yapan çiftçiye dek uzanan sıkıntılı bir süreçtir. Enflasyonu anlamak için üretim ile tüketim arasındaki bağı kavramak yeterlidir.

Ülkemizde; piyasalarında dolaşan para yani; gündelik olarak elden ele gezinen nakit miktarı ile yine piyasalarda satışa çıkan ürün/hizmetlerin satışları arasında yaşanan tutarsızlık ki biz buna “Alım Gücü” diyoruz, orantısızlaştığında karşıya çıkan dev bir sorundur Enflasyon. Piyasada mal/hizmet çok ama alım sağlanmaması satışları düşürürken, malı/hizmeti satanların dar boğazlık yaşayarak ilk olarak kredi veya çeşitli kaynaklardan borçlanma haline, daha sonra işçi/personel çıkartmaya ve en son olarak işyerini kapatmaya kadar götüren sıkıntılı bir süreç yaşatmaktadır. Enflasyon sorunu yaşayan çoğu ülkelerde halkın psikolojik travmaları gün geçtikçe arttığından sorun sadece ekonomik daralma ile kalmaz başkaca patlaklar vererek devam eder. Bu yüzden ülke yöneticileri alacağı tedbirlerle bu krizleri doğru ve çözüm üretici politikalar geliştirerek aşmayı hedefler. Dolar kurunun dengesiz oluşuyla piyasada satışa sunulan ithal kaynaklı ürün ve hizmetlerin yarattığı yüksek faizler karşısında halkın gelirleri sabit kaldığında ortaya alım gücünün sürekli düştüğü bir ekonomik tablo çıkmasına ve sonrasında ise işsizlik gibi durumların patlak vermesine yol açmaktadır. Üretemeyen, sürekli dışarıya bağlı yaşayan ve devlet eliyle ülkenin temel ihtiyaç ürünlerini işleyen kurumları özelleştiren tüm politikalar mutlak suret ile “Enflasyon Canavarı” tarafından yok edilmiştir. Üniversitelerde yetiştirilen öğrenciler ile Meslek liselerinde yetiştirilen kalifiye öğrencileri bir araya getirir ve onları sanayi/tarım/hayvancılık gibi ülkenin temel dinamiğini oluşturacak ekonomik kalkınmanın can damar sektörlerine projeler üreterek bir araya getirildiğinde en az 5 yıl içerisinde dışa bağımlılıktan kurtulma ve kendi ürün/hizmet gamında reformları hazırlamış olunacaktır. İşte çözüm bu kadar basit. “Yapısal Reformlar” ülke ekonomisi için “Anayasa” hükmünde önem arzeden, ekonomik açıdan bir ültimatom niteliğindedir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir